Kader kavramı çok fazla yanlış anlaşılan bir kavram. Allah, tabii ki her şeyi bilir ama Allah her şeyi bildiği için biz yapmıyoruz, bizim yapacağımızı zaten Allah biliyor. Kaderin irade dışı kısımları, misal hangi ailede, ülkede doğacağın, cinsiyetini vs seçemiyorsun ama onun dışında neredeyse tamamen özgür iradeye sahip herkes.
Kuran'da İnsan Suresi 2. ve 3. ayette;
2. Şüphesiz biz insanı, karışım hâlindeki az bir sudan (meniden) yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık.
3. Şüphesiz biz onu (ömür boyu yürüyeceği) yola koyduk. O bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek kat eder.
Misal en basitinden kanıt olarak bu iki ayeti gösterebilirim. Zaten, Kuran'da birkaç yerde insanın dünyaya ''imtihan'' amacı ile geldiğini yazar ve ayette de ''şükrederek ya da nankörlük ederek'' diye iki seçenek sunar, bu da bir insanlarda seçme kabiliyeti yani özgür irade olduğuna açıkça işaret eder.
Diğer bir ayet ise İsra Suresi 13-15. ayetleri;
13. Biz her insanın sevabını ve günahını boynuna doladık; öyle ki, kıyâmet günü önüne, her şeyi açık açık kaydedilmiş bulacağı bir defter çıkaracağız.
14. Ona: “Oku şimdi defterini! Bugün sana hesap görücü olarak kendi nefsin yeter!” diyeceğiz.
15. Artık kim doğru yolu seçerse ancak kendi iyiliği için seçmiş olur. Kim doğru yoldan saparsa, o da ancak kendi zararına sapmış olur. Hiç kimse bir başkasının günah yükünü çekmez ve onunla yargılanmaz. Ayrıca biz, peygamber göndermedikçe kimseye azap etmeyiz.
İsra 13'te geçen ''her insanın sevabını ve günahını boynuna doladık'' kısmını 15. ayette gayet net açıklamış. Kişinin yaptıklarından kendisinin sorumlu olduğunu anlatır, iyiliği ''seçen'' kendi iyiliğine, kötülüğü ''seçen'' ise kendi kötülüğüne... İnsanların karıştırdığı nokta, mesajımın en başında yazdığım gibi, Biz Allah bildiği için yapmıyoruz, bizim bütün yapacaklarımızı zaten Allah biliyor, bu cümleyi anlayınca kader ile ilgili akılda soru kalmıyor zaten.
Allah'ın varlığının kanıtlanmaması konusunda ise bilmek ve inanmak kavramları öne çıkıyor, bilmek için kanıta ihtiyaç vardır. İnançları da tam olarak inanç yapan şey de tam olarak budur.
Biraz daha geniş düşünmenizi istiyorum, inançtan kastım sadece yaratıcı inancı ya da dini inanç değil. Misal, anne veya evlat sevgisi... ya da güven, sadakat, nefret, vs diye gider.
Ben anne sevgisi üzerinden örnek vereyim, kimse anne sevgisini 5 duyu organımızla algılayabileceğimiz şekilde varlığını kanıtlayamaz, böyle bir şey imkansız. Şimdi diyebilirsiniz ki, insan sevdiğine sarılır, çiçek alır, onun iyiliği için çabalar vs... Bunlar kanıt olmaz ama, dünya üzerinde böyle davranıp yeri geldiğinde evladını döven, tersleyen, kızan anneler de mevcut, o zaman bunlar da sevmediğini kanıtlar der bir başkası ve somut bir şekilde kanıtlanamaz olduğu net olarak anlaşılır. Bu aynı mantığı güven duygusu, sadakat duygusu, nefret duygusu vs için de geçerlidir. Bu tarz duygular bilinecek şeyler değil, inanılacak şeylerdir, hepsinin temelinde inanç vardır. İnsanlar ''annesinin ya da sevgilisinin/eşinin kendisini sevdiğine ''inanır'', karşısındaki kişinin ''güvenilir biri olduğuna inanır.'' Bunun gibi, yaratıcı inancının da temelinde bu vardır. Nasıl ki, annenizin sizi sevip sevmediğini laboratuvar ortamında kanıtlanamaz oluşu annenizin sevgisine dair sizi bir şüpheye düşürmüyorsa, yaratıcı inancı için de aynı şey geçerli olması pek doğaldır.